20101007

-Git başımdan.

-Ben başında olmaktan memnundum halbuki.
Niye sana ait ki kaderimin tayin hakkı?

20100823

Hoh'layıp parlattım.
Soğuk bir geceydi
seni yaklaştırdım.
İçime,
kıvılcımlarıma,
beyazıma.
Ve sen siyahtın.
Seni kirlettim
günahlarımla,
renklilerimle,
beyazımla yıkadım.
Senin tanrını dinliyorduk,
hüzünlü söylüyordu o gece.
Senin tanrın
bize emir veriyordu.
Öpüşün
benim için sevişin.
öp'meye telaşlıydık
sev'meye.
Öpmek denemezdi,
sevişmek değil.
Bir insan bir insana bunu yapamazdı.
Daha önce kimse yapmadı kimseye.
Ölmek değil,
öldürmek değil,
ne yaptık bilmiyorum.
Biz sevmekten fazlasını yaptık.

20100710

Hala ıslak ruhum.
Başını öne eğdiğinde,
saçlarından damlıyorsun.
Düzgün yürüyemiyor kelimeleri,
yazamıyor.
Kendi adını yazamıyor,
senin adını yazamıyor.
Başı dönüyor cümlelerinin,
sen dönüyorsun,
bir kelebeğe doğru dönüyorsun,
ve ruhum..
Küflenmiş havludan kozasına sarınıyor.
Bir kelebek gibi..
ve aşkımız..
Bir kelebekten fazla yaşayamazdı.
Biliyorum.

20100606

Yanık kokusu alıyor musun?
Tırnaklarım yanıyor..
sana geçirdiğim.
İç geçirdiğim
tüm şarkılar yanıyor.
Sokak şarkıcıları bir vals çalıyor..
Ölümcül..
Yüreğim ağzıma geliyor,
yediklerim ağzıma geliyor,
sen ağzıma geliyorsun.
Bu alenen katliam,
bu beynime ızdırap,
düpedüz etime yangın.
Yanık et kokusu alıyor musun?
Yanıyorum.
Küllerimi ye..
Küllerimi ye..

20100526

Etini etimden çek,
daha fazla yüz göz olamayız,
senin bir yüzün yok.
Kendimle yüzleşemem,
benim bir yüzüm yok,
ifadelerin paramparça,
Toparlan.
Dudaklarım düşüyor,
tut,
ayak bileklerinden tut aynayı.
Bak,
yüzümüz yok,
bir şey dilemeye yüzümüz yok.
Sevişemeyiz,
hiç gücümüz yok.
Bu gece benden yüzümü bekleme,
boşluklarımdaki sadece ölüm,
akan sadece ölüm,
kımıldarsam kıyamet,
kımıldayamıyorum.
Bu trajedi.
Kımıldama,
kımıldarsan devrilecek bakir gökyüzü.
ve ben bir robotum,
gözyaşlarım mekanik.
Tüm devrelerim altüst,
her şey biraz alt-üst,
Kendimle yüzleşemem.
Benim bir yüzüm yok.
Gökyüzüne bak,
bir bebek kayıyor,
kasıklarımdan bir bebek kayıyor Jack.
beni yere dökülen kanlarımdan takip et.
ve yüzümü bana geri ver
göğüslerimi geri ver
ve geri al etini.

20100525

Duvar kağıtları yırtılmış.
Odada sadece bir priz,
bir yastık
ve yatak var.
Mütevazi bir yalnızlığım var.
Kendime ayırdığım fiyakalı bir yalnızlık..
Yeni boyanmış,
su sızdırmayan,
rutubet yapmayan sorunlarım.
Sardunyalarım var..
ve kendi içinde
çözümsüz sorunları sardunyalarımın..

Sen yoksun.

Sen var
-dın.
Her geçen gün,
daha da büyüyordun.
Seninle konuşurken
gözlerine değil,
saçlarının ağıran yerlerine bakıyordum.
Ne kadar ağlamışsın,
kaç kere sevdiğin kadınla sevişmişsin..
Tahmin etmeye çalışıyordum.
Sakalınla alt dudağının arasını öpüyordum.

Yastıkla sol kolum arasına başımı sıkıştırdım.
Kılıfı yok yastığın..
Aslında,
kabuğum kırıldığından beri
kendime benzetiyorum onu.
O da soğuk çünkü.
O da çıplak.
Cam açık,
pencere açtıran bir mevsime ait değil..
aslında
bu gece,
hiçbir ay'a
ya da hiçbir mevsime ait değil.
Ağladım.
Gözkapaklarım titriyor.
Gözyaşlarımın ıslaklığına üşüdüğüm bir mevsimdeyim
ve
senin estiğin bir mevsim yeni geçti,
onu biliyorum.
Ben hala titriyorum.
Sen yok
-sun.

Sen var
-sın.
Ama artık büyümüyorsun içimde.
Ben az önce yine,
sakalınla alt dudağının arasını öptüm.
Duymadın.

20100521



Mayıs'tı.
Balkon demirlerinden aşağı,
aşağılara baktık
ve gökyüzü..
Asfalt yukarıda artık.
Yıldızların üstünde yürüyebiliyorum,
dedim.
Elimi tut,
elini tutmayınca düşüyorum.
dedin,
yıldızlar kayıyor,
topuklarımın altından..
Düşmeni istemiyorum.
Topuklarımı al,
göğsümü,
ayak bileklerimi.
Dudaklarımın çatal arasına saklan,
korkuyorsan.
korkuyorsak.

20100512

Ve ben her gece seni doğuruyorum.
İçimden çıktığında ağlıyorsun.
Kırmızı ağlıyor karnım.

Kırmızı sev istiyorum,
ağrıyan yanlarımı.
ağır parfüm kokusunu yoldan geçen kadının,
kirlilerimi,
yıkadıklarını sev..
Yıktıklarımızı..
Tüm şehir üstümüze yıkılabilir
ve belki bir kaç tane daha.
Üstümüzde iki domuz sevişebilir,
çamurdan yatakları olabiliriz.

Ne önemi var ki.
Ben ellerinde kanarken seviyorum.
Seviniyorum kırmızıya.

Anlamsız adları olan kadınları sev.
bir erkeğin silahını sana dayamasını.
Benim adım yok.
ve sen yatakta çok kalabalıksın.
ormanla sevişiyorsun biliyorum.
Ben her gece seni izliyorum.
Seni izlememi sev.
saçlarımı yolmayı,
ellerinde kalan tellerimi,
ellerindeki ıslaklığı,
kızgın sularımı.
Kırmızı ve kızgın sularımı,
soğuk kumlarımı sev.

Ben her gece darmadağın dudaklarını topluyorum.
ve derimle üstünü örtüyorum.
ben öptükçe,
sen kalkıyorsun.
Gitmeni istemiyorum.
Dudaklarımı sev,
kırmızı rujumu..

Ben peygamberim.
Dinlerimi sev,
göğüslerime secde et göğüslerini
ve sev.
ve sen.
ve sen zehirsin.
Koynuma sokul
ve öldür beni.

20100503

Yağmurdan sıklıkla bahsedemem.
Ne kadar kelime koyarsam,
o kadar ıslanıyorum,
ne kadar ıslandıysam,
o kadar ağır geliyor paçaları ruhumun.

Sütyenleri düşünüyorum,
ama yazamam mesela.
Sonuçta arka ipe asılıyorlarsa
bu onların suçu değil.

Mürekkebi bittiği için kalemi suçladım hep,
aslında biliyorum,
biten elleriminki.
Ama ona da mahçubum.
Yazamam.

Aldığı kadar un hakkında da bir fikir sahibi değilim.
Ben hep veren oldum.

Yıldızlar hakkında yazmam yasak zaten,
tanrı izin vermiyor,
dokunamıyorum ben de.

tanrı hakkında yazmayı hiç denemedim.
Belki onu görsem bir fikrim olabilirdi
boyundan nasıl bahsedeceğim hakkında.
Ama yok.

Oralar hakkında yazmayı denedim.
Ama beceremedim bir türlü.
Hiç oralı olmadığımı farkettim.

Mevsimler güzeldi,
kediler sevişgen,
masa dikdörtgen..

Su çıplak kadına yakışıyordu,
büyük erkeğe..
Ama onlara da kelime uyduramadım.


Ellerim sadece sana akıyor.
Anlamıyorsun.
Ellerim sadece sana akıyor.

20100502

Zurnanın zırt dediği yer susuşu oldu çocuklugumun..Ağırladım ağır ağır önce.Motiflerini işledim her yanının.Uğurladım..
Yetişkinliğim, çocukluk kahkahalarımın susuşu oldu.Kinlere boğuldum.Hangi akla hizmet ettimde koca adam olma münasebetsizliğinde bulundumsa, üstlerini kanla sıvadı Tanrı münasebetlerimin..Rahibeydi hüzünlerim ve fahişeydi birer sevinçlerim.Ortası yoktu.Kuyu vardı, yanından geçtim sigara kokusu ağızların..
Çocuklugumun bitişi,elle tutulur herşeyimin tutulamazlığı oldu..Bir kalemim kaldı tutmaya muhtaçlığımı gideren.Hayır..Pornografi yapmıyorum.Kaleme de, şiire de ayıp olur.Aslında yüzünün kızarmasına aldırış etmeden,öperdi çocuklugumu.Her suskunluğu elleyebilirdi kalemim.Utanmasaydı...

20100430

Biraz su'sun.
Kana kana.
Sen aktığında,
gülmelerim kırılıyor.
Sokak lambaları devriliyor şehrin,
harflerim ıslanıyor.

Su'sun.
Ayaklarım takılıyor,
seni taşırken.
Dökülüyorsun.

Sen döküldüğünde,
tüm balıkların pulları dökülüyor..
Kumaşı sökülüyor derimin
ve ruhum ayyuka çıkıyor.
Saçmalıyor.
Dünyanın orta yerine,
bir tabure çekip oturuyor.

Öyle su'sun ki,
Parmaklarımın arasından,
bacaklarımın arasından,
geçiyorsun.
Çiçeklerimden.
Arka bahçelerimden.

Ah su,

Neden tutmak istediğimde,
daha hızlı akıyorsun.
Dalgaların göğüs kafesimi deliyor.
Kanım akıyor.
Kanı kaynıyor beyazlarımın,
kırmızıya meyilleniyor.

Su'sun sen.
Dudaklarını rüzgar oynatır sadece,
biliyorum.

Fısıldadığında,
Anlıyorum.
Rüzgarla birleşiyorsun.
Etim çekiliyor.
Etekleri çekiliyor tepelerimin.
Ve rüzgar inliyor.

Fazlaca su'sun.
Ve çürütmek için yeterince tuzlu.

Dokunduğumda,
ellerim çürüyor,
bir tren kalkıyor içimde,
ellerim sallanmıyor.


Su'sun sen.
Gidemezsin.


Sen gittiğinde yollar ıslanıyor,
arabalar kayıyor yokuşlarımdan aşağı,
karşı evlerin tavanları rutubet yapıyor.

Lütfen..

Gitmek için çok 'ıslak'sın.
Ve ben kalmak için çok 'su'suz..

20100429

Kanun namına yıldızlarla tutuklu ve tutkulu bir aşk yaşıyorum şu saatlerde..
Ellerimi kaldırmadan teslimim ben zaten geceleri kanamaya.
Yine aynı düzen..
Biliyor musun..?
Hala değişmedi evreninin hiç bir köşesi,
benim hiç bir vücut ölçüm.
Gece yarısı bal kabağına dönüşme huyumda ısrarlıyım yani..

Aklımdaki en geniş hacimli konusun hala..

Aa..o konuya hiç girmiyorum..
Bilirsin, biz ayrı dünyaların insanıyız 'Mesut'la da 'Bahtiyar'la da...
Ama merak etme, örümcekli hayallerimle yaşamaya alıştım..

Sadece,
saçlarım dökülmeye başladı..
Bir de farkettirmeden karabasan bir yalnızlık oturmuş göğsümün üstüne..

Evden dışarı çıkmıyorum zaten,
yerden ısıtmalı güzel bir karantinadayım..
Memnunum halimden..
Mutfak kapısının ucundan tutsam İzlanda, bıraksam İspanya sokakları...

Gerçekten...Ben iyiyim...


Sahi
Sen nasılsın ?...

20100428

Sulusepken bir esinti..
Üşütmeyen ama erimeyi önleyici bir rüzgar.
Sarıya çalan yapraklarından çoğu dökülmüş darağacının dibinde, sessiz çığlıklarla esmer kız...

Ağaç konuştu..
Konuşmayı seviyormuş..
Öyle dedi kıza..

Sonra rüzgar esti..Savurdu küçük esmer kızı..
Ağaca tutundu kız.
Bıraksam düşerim ya da düşsem ölürüm diye düşünürken,
Rüzgar dindi, zaman durdu, ağaç sustu..

Bir aşk şizofrenisiydi olan..
Bir ayrılık komasıydı sadece..

En güzeli yağmur damlalarının sevişmesidir.

Yere düşene kadar birbirlerine hiç değmezler

.Belki dizleri değer hafifçe

ya da burunları.

Ön sevişmeyi hiç değmeden ve uzun süreli yaparlar ki,

yere düşüp birleştiklerinde daha arzulu olsunlar.

Ve olurlar da.

Yağmur sonrası oluşan su birikintileri

onların yataktaki lekelerinden başka birşey değildir.

Ama bazen bir arabanın lastiği geçer o suyun üstünden.