20120122

 Kendini Ege'nin akşam rüzgarına bırakıyor kadın.
Metrelerce düşüyor esintiyle dans ederek.
Yere yaklaştığında kulaklarında büyük bir çınlama.
Bırakıyor kendini. Yerde.
Ama acımıyor. Kalkıyor ve sahile doğru yürüyor
dalga sesleri eşliğinde.
Masum.
Üzerinde beyaz elbisesi, utangaç yürüyüşü.
Farkettirmeden fotoğrafını çekiyorum.

Yok oluyor.

Bu yok oluş yeni ve zıt bir varlığa gebe oluyor.
Tüm umarsızlığıyla hayata küfürler savuran,
kırmızı elbiseli bir kadın görmeye başlıyorum.
Utanmaz.
Tüm inançları bir bir sökülmüş,
gün ışığını sevmeyen bir kadın.
Gecenin utanmazlığını saklamasıyla
ilgili bir nefret durumu bu.
Yine elime fotograf makinemi alıyorum.
Makineyi, emekli üç ayağıma yerleştiriyorum.
Evin en rutubetli duvarına doğru.
Kırmızı elbisesine uyması için
kan kırmızı bir ruj yediriyorum dudaklarına.
Taşıyor biraz. Kalsın.
Bu kadına yakışıyor kenarları taşmış kırmızı rujun gizemli
ve seksi duruşu.
Paketteki son sigarayı yakıyor ve veriyorum kadına.
Duvara yaslanarak elindeki sigarayı çekiyor içine.
Sanki son içiş gibi.
Son sarılış gbi tutuyor.
İçinde dolaştırdığı lezzetli dumanı serbest bırakma
zamanı geldiğinde,
makinenin deklanşör sesine karşı utanmaz,
kırmızı elbiseli kadına yakışır bir bakış atıyor..

Yok oluyor sonra.

Karanlık odamda banyosunu yapıyorum filmlerin.
Hangi kadın daha güzel çıktı diye merak ediyorum.
Fotografların kurumasını beklerken bunu düşünüyorum.
Hangisi gerçekti? Hangisi bendim.

Öyle düşlüyorum ki.
Öyle olmayacağına emin olduğum halde
vazgeçemediğim türden düşler bunlar.

Öyle düşüyorum.


Bir varmış, bir yokmuş..
Evvel zaman icinde bu cümleyi duyduğumuzda, bir masalın habercisi olmasından olsa gerek, sevinirdik..
Masum masal introsu tadında başlardı o zaman her şey..
Geçen zaman, 'bir varmış, bir yokmuş'un anlamına,
iki kere tekrarlanan bir, ve var-yok kelimelerinden daha fazlasını yükledi.
Başlayan her şeyin bu kadar 'az günahkar' olmadığının,
hatta bu başlangıç cümlesinin aslında çocuklara anlatıldığında, yerine hiç oturmadığının bilincinde dinliyoruz artık masalları.
Söylenmiş repliklerin tekrarı ile ;

-Bir varmış, bir yokmuş...diyoruz hala.

-Bana 'bir varmış' de. Ama yokmuş deme. Korkuyorum!

Masum girişe ilaven korku-gerilim filmi tadında replikler katıyoruz hayatımıza.
Ne kadar tezat değil mi?
Dinlediğimiz, artık uykuya dalmamızı sağlamak bir yana dursun, rüyalarımızı
bölüyor en can alıcı yerinde.
Sonra tekrar bir ışık beliriyor karanlığın battığı yerden.
Her karanlık, eninde sonunda bir avuç ışığa tekabül ediyor aslında.
İnsan alışıyor, en güzel yerinde filmin ayrılan aşıklara ya da korkunç bir kabusla,
aniden uyanıp rahat bir nefes almak arasındaki huzur farkına.

Bir dalıyoruz, bir uyanıyoruz.
Bir 'var' oluyoruz, bir 'yok' oluyoruz.