20100430

Biraz su'sun.
Kana kana.
Sen aktığında,
gülmelerim kırılıyor.
Sokak lambaları devriliyor şehrin,
harflerim ıslanıyor.

Su'sun.
Ayaklarım takılıyor,
seni taşırken.
Dökülüyorsun.

Sen döküldüğünde,
tüm balıkların pulları dökülüyor..
Kumaşı sökülüyor derimin
ve ruhum ayyuka çıkıyor.
Saçmalıyor.
Dünyanın orta yerine,
bir tabure çekip oturuyor.

Öyle su'sun ki,
Parmaklarımın arasından,
bacaklarımın arasından,
geçiyorsun.
Çiçeklerimden.
Arka bahçelerimden.

Ah su,

Neden tutmak istediğimde,
daha hızlı akıyorsun.
Dalgaların göğüs kafesimi deliyor.
Kanım akıyor.
Kanı kaynıyor beyazlarımın,
kırmızıya meyilleniyor.

Su'sun sen.
Dudaklarını rüzgar oynatır sadece,
biliyorum.

Fısıldadığında,
Anlıyorum.
Rüzgarla birleşiyorsun.
Etim çekiliyor.
Etekleri çekiliyor tepelerimin.
Ve rüzgar inliyor.

Fazlaca su'sun.
Ve çürütmek için yeterince tuzlu.

Dokunduğumda,
ellerim çürüyor,
bir tren kalkıyor içimde,
ellerim sallanmıyor.


Su'sun sen.
Gidemezsin.


Sen gittiğinde yollar ıslanıyor,
arabalar kayıyor yokuşlarımdan aşağı,
karşı evlerin tavanları rutubet yapıyor.

Lütfen..

Gitmek için çok 'ıslak'sın.
Ve ben kalmak için çok 'su'suz..

20100429

Kanun namına yıldızlarla tutuklu ve tutkulu bir aşk yaşıyorum şu saatlerde..
Ellerimi kaldırmadan teslimim ben zaten geceleri kanamaya.
Yine aynı düzen..
Biliyor musun..?
Hala değişmedi evreninin hiç bir köşesi,
benim hiç bir vücut ölçüm.
Gece yarısı bal kabağına dönüşme huyumda ısrarlıyım yani..

Aklımdaki en geniş hacimli konusun hala..

Aa..o konuya hiç girmiyorum..
Bilirsin, biz ayrı dünyaların insanıyız 'Mesut'la da 'Bahtiyar'la da...
Ama merak etme, örümcekli hayallerimle yaşamaya alıştım..

Sadece,
saçlarım dökülmeye başladı..
Bir de farkettirmeden karabasan bir yalnızlık oturmuş göğsümün üstüne..

Evden dışarı çıkmıyorum zaten,
yerden ısıtmalı güzel bir karantinadayım..
Memnunum halimden..
Mutfak kapısının ucundan tutsam İzlanda, bıraksam İspanya sokakları...

Gerçekten...Ben iyiyim...


Sahi
Sen nasılsın ?...

20100428

Sulusepken bir esinti..
Üşütmeyen ama erimeyi önleyici bir rüzgar.
Sarıya çalan yapraklarından çoğu dökülmüş darağacının dibinde, sessiz çığlıklarla esmer kız...

Ağaç konuştu..
Konuşmayı seviyormuş..
Öyle dedi kıza..

Sonra rüzgar esti..Savurdu küçük esmer kızı..
Ağaca tutundu kız.
Bıraksam düşerim ya da düşsem ölürüm diye düşünürken,
Rüzgar dindi, zaman durdu, ağaç sustu..

Bir aşk şizofrenisiydi olan..
Bir ayrılık komasıydı sadece..

En güzeli yağmur damlalarının sevişmesidir.

Yere düşene kadar birbirlerine hiç değmezler

.Belki dizleri değer hafifçe

ya da burunları.

Ön sevişmeyi hiç değmeden ve uzun süreli yaparlar ki,

yere düşüp birleştiklerinde daha arzulu olsunlar.

Ve olurlar da.

Yağmur sonrası oluşan su birikintileri

onların yataktaki lekelerinden başka birşey değildir.

Ama bazen bir arabanın lastiği geçer o suyun üstünden.