20151027

Birini seviyorsunuz. O da sizi seviyor. Sevmeyebilirdi de. O yüzden mucize gibi.

Neden yazmayı bıraktım biliyorum. Yazmak iyi geliyordu. Neden birçok şeyi bıraktım bilmiyorum. Tutmak iyi geliyordu. 

Şu aralar seviyorum. İlk kez seviyorum.

Demek böyle bir şeymiş.. Yıllarca üzüldükten ve yalnız kaldıktan sonra biri çıkıyor karşına. Benim o diyor. Seninim. Mükemmel olmasını bekleyemezsin. Ben mükemmel değilim. Belki ikimiz mükemmel olmayacağız. Belki geçmişte sevmedik, belki gelecekte sevmeyeceğiz. Ama şu an seviyoruz. Belki de 'şu an'dan önemli hiçbir şey yoktur.

_Second Waltz çalıyor, ateşim var, evde yine ateş var._

Demek böyle bir şeymiş. Seni kaldırmasına ihtiyacın yok. O yanındayken sen kalkıyorsun zaten. 

Demek böyle bir şeymiş. Yaptığın en saçma şeyi, gördüğün önemsiz rüyayı, başkasına anlatmadığın en önemli sırlarını sadece onunla paylaşmak istiyorsun. Ona yazmak istiyorsun. Belki dalga bile geçebilir. 

Demek böyle bir şeymiş. Korkuyorsun. En Kırılıyorsun. Ağlıyorsun. Yine de o, başına gelen en güzel şey. 

Şu aralar seviyorum. İlk kez seviyorum.

20120122

 Kendini Ege'nin akşam rüzgarına bırakıyor kadın.
Metrelerce düşüyor esintiyle dans ederek.
Yere yaklaştığında kulaklarında büyük bir çınlama.
Bırakıyor kendini. Yerde.
Ama acımıyor. Kalkıyor ve sahile doğru yürüyor
dalga sesleri eşliğinde.
Masum.
Üzerinde beyaz elbisesi, utangaç yürüyüşü.
Farkettirmeden fotoğrafını çekiyorum.

Yok oluyor.

Bu yok oluş yeni ve zıt bir varlığa gebe oluyor.
Tüm umarsızlığıyla hayata küfürler savuran,
kırmızı elbiseli bir kadın görmeye başlıyorum.
Utanmaz.
Tüm inançları bir bir sökülmüş,
gün ışığını sevmeyen bir kadın.
Gecenin utanmazlığını saklamasıyla
ilgili bir nefret durumu bu.
Yine elime fotograf makinemi alıyorum.
Makineyi, emekli üç ayağıma yerleştiriyorum.
Evin en rutubetli duvarına doğru.
Kırmızı elbisesine uyması için
kan kırmızı bir ruj yediriyorum dudaklarına.
Taşıyor biraz. Kalsın.
Bu kadına yakışıyor kenarları taşmış kırmızı rujun gizemli
ve seksi duruşu.
Paketteki son sigarayı yakıyor ve veriyorum kadına.
Duvara yaslanarak elindeki sigarayı çekiyor içine.
Sanki son içiş gibi.
Son sarılış gbi tutuyor.
İçinde dolaştırdığı lezzetli dumanı serbest bırakma
zamanı geldiğinde,
makinenin deklanşör sesine karşı utanmaz,
kırmızı elbiseli kadına yakışır bir bakış atıyor..

Yok oluyor sonra.

Karanlık odamda banyosunu yapıyorum filmlerin.
Hangi kadın daha güzel çıktı diye merak ediyorum.
Fotografların kurumasını beklerken bunu düşünüyorum.
Hangisi gerçekti? Hangisi bendim.

Öyle düşlüyorum ki.
Öyle olmayacağına emin olduğum halde
vazgeçemediğim türden düşler bunlar.

Öyle düşüyorum.


Bir varmış, bir yokmuş..
Evvel zaman icinde bu cümleyi duyduğumuzda, bir masalın habercisi olmasından olsa gerek, sevinirdik..
Masum masal introsu tadında başlardı o zaman her şey..
Geçen zaman, 'bir varmış, bir yokmuş'un anlamına,
iki kere tekrarlanan bir, ve var-yok kelimelerinden daha fazlasını yükledi.
Başlayan her şeyin bu kadar 'az günahkar' olmadığının,
hatta bu başlangıç cümlesinin aslında çocuklara anlatıldığında, yerine hiç oturmadığının bilincinde dinliyoruz artık masalları.
Söylenmiş repliklerin tekrarı ile ;

-Bir varmış, bir yokmuş...diyoruz hala.

-Bana 'bir varmış' de. Ama yokmuş deme. Korkuyorum!

Masum girişe ilaven korku-gerilim filmi tadında replikler katıyoruz hayatımıza.
Ne kadar tezat değil mi?
Dinlediğimiz, artık uykuya dalmamızı sağlamak bir yana dursun, rüyalarımızı
bölüyor en can alıcı yerinde.
Sonra tekrar bir ışık beliriyor karanlığın battığı yerden.
Her karanlık, eninde sonunda bir avuç ışığa tekabül ediyor aslında.
İnsan alışıyor, en güzel yerinde filmin ayrılan aşıklara ya da korkunç bir kabusla,
aniden uyanıp rahat bir nefes almak arasındaki huzur farkına.

Bir dalıyoruz, bir uyanıyoruz.
Bir 'var' oluyoruz, bir 'yok' oluyoruz.

20110124

Hayır, burada sanat yapmaya çalışmıyordum.

Godot'yu bekliyordum.Gelmiyordu.

Yanıbaşımda, hıçkıra hıçkıra bir müzik ağlıyordu.Sonra, tam kasıklarımın önünde bir kuş tüyü buldum.Üzerimden bir kuş geçmiş olmalıydı..

Gözlerimi kapadım ve burnumda dolaştırdım tüyü.Gıdıklandım.

Hepsi bu.

Elimden başka bir şey gelmiyordu.

Godot gelmiyordu.

20101007

-Git başımdan.

-Ben başında olmaktan memnundum halbuki.
Niye sana ait ki kaderimin tayin hakkı?

20100823

Hoh'layıp parlattım.
Soğuk bir geceydi
seni yaklaştırdım.
İçime,
kıvılcımlarıma,
beyazıma.
Ve sen siyahtın.
Seni kirlettim
günahlarımla,
renklilerimle,
beyazımla yıkadım.
Senin tanrını dinliyorduk,
hüzünlü söylüyordu o gece.
Senin tanrın
bize emir veriyordu.
Öpüşün
benim için sevişin.
öp'meye telaşlıydık
sev'meye.
Öpmek denemezdi,
sevişmek değil.
Bir insan bir insana bunu yapamazdı.
Daha önce kimse yapmadı kimseye.
Ölmek değil,
öldürmek değil,
ne yaptık bilmiyorum.
Biz sevmekten fazlasını yaptık.