Kendini Ege'nin akşam rüzgarına bırakıyor kadın.
Metrelerce düşüyor esintiyle dans ederek.
Yere yaklaştığında kulaklarında büyük bir çınlama.
Bırakıyor kendini. Yerde.
Ama acımıyor. Kalkıyor ve sahile doğru yürüyor
dalga sesleri eşliğinde.
Masum.
Üzerinde beyaz elbisesi, utangaç yürüyüşü.
Farkettirmeden fotoğrafını çekiyorum.
Yok oluyor.
Bu yok oluş yeni ve zıt bir varlığa gebe oluyor.
Tüm umarsızlığıyla hayata küfürler savuran,
kırmızı elbiseli bir kadın görmeye başlıyorum.
Utanmaz.
Tüm inançları bir bir sökülmüş,
gün ışığını sevmeyen bir kadın.
Gecenin utanmazlığını saklamasıyla
ilgili bir nefret durumu bu.
Yine elime fotograf makinemi alıyorum.
Makineyi, emekli üç ayağıma yerleştiriyorum.
Evin en rutubetli duvarına doğru.
Kırmızı elbisesine uyması için
kan kırmızı bir ruj yediriyorum dudaklarına.
Taşıyor biraz. Kalsın.
Bu kadına yakışıyor kenarları taşmış kırmızı rujun gizemli
ve seksi duruşu.
Paketteki son sigarayı yakıyor ve veriyorum kadına.
Duvara yaslanarak elindeki sigarayı çekiyor içine.
Sanki son içiş gibi.
Son sarılış gbi tutuyor.
İçinde dolaştırdığı lezzetli dumanı serbest bırakma
zamanı geldiğinde,
makinenin deklanşör sesine karşı utanmaz,
kırmızı elbiseli kadına yakışır bir bakış atıyor..
Yok oluyor sonra.
Karanlık odamda banyosunu yapıyorum filmlerin.
Hangi kadın daha güzel çıktı diye merak ediyorum.
Fotografların kurumasını beklerken bunu düşünüyorum.
Hangisi gerçekti? Hangisi bendim.
20120122
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder